Kapat
Gönderiliyor...

4. Uluslararası İstanbul Bienali (1995)

 

Küratör

René Block

 

1942 yılında Düsseldorf yakınlarında doğdu.

1964 yılında 22 yaşındayken Berlin'de bir galeri açtı. Bu galeride Gerhard Richter, Sigmar Polke, Wolf Vostell, Joseph Beuys ve Nam June Paik gibi dönemin genç sanatçılarının sergilerine ve performanslarına yer verdi.

1967 yılında, Köln'deki ilk sanat fuarını organize eden "Genç Alman Galeristler Birligi"ne Almanya'nın en genç galeristi olarak kabul edildi.

1974 yılında Berlin'deki on yıllık başarılı galeri programı nedeniyle Alman Eleştirmenler Birliği tarafından ödüllendirildi. Aynı yıl New York'ta Joseph Beuys'un "I like America and America likes me" sergisiyle bir galeri açtı.

Aynı yıllarda Block serbest küratör olarak çalışmaya basladı. Küratörlüğünü üstlendiği sergiler arasında "Downtown Manhattan: SoHo", 1976, ve Berlin Festivaliyle Akademie der Künste Berlin için "Für Augen und Ohren", 1980, Musée d'Art Moderne de la Ville de Paris için "Art Allemagne Aujourd'hui", 1981 yer almaktadır.

1982 yılında Block Berlin'de DAAD Artists Residence Program'da çalışmaya basladı. 1992 yılına kadar görsel sanatlar ve müzik alanlarında DAAD'daki çalışmasını sürdürdü; pek çok sergi ve konser organize etti.

1993 -1995 yılları arasında Alman sanatının yurtdışında temsilinden sorumlu olan Dış İlişkiler Enstitüsü'nde (IFA) sergiler bölümünün programını hazırladı.

Block'un son yıllarda organize ettiği önemli sergiler:

1990 "The Readymade Boomerang", 8. Sydney Bienali
1991 "Medienkunst", National Gallery, Seul
1992 "Mit dem Kopf durch die Wand", Statens Museum, Kopenhag
1993 "Über Malerei", Akademie der Bildenden Künste'un 300. kurulusu anisina, Viyana
1995 "Orient/ation", 4. Istanbul Bienali
1997 "Pro Lidice", Museum of Fine Arts, Prag
1998 "Echolot", Kunsthalle Fridericianum, Kassel
2000 "Eurafrica", 3. Kwangju Bienali, Kore; "Das Lied von der Erde", Kunsthalle Fridericianum, Kassel

1994 yılında Danimarka'dan "Arthur Kopcke-Preis" ödülüne değer görüldü.

René Block Temmuz 1997'den beri Kassel'deki Kunsthalle Museum Fridericianum'un yöneticiliğini yürütmektedir.

Konsept

ORIENT-ATION - Paradoksal Bir Dünyada Sanatın Görünümü


Protokol açılışı 10 Kasim'da yapılan 4. Uluslararasi İstanbul Bienali, 11 Kasım - 10 Aralık 1995 tarihleri arasında sanatseverlerin ziyaretine açıldı. Bienal'in Sanat Yönetmenligi'ni, 8. Sidney Bienali gibi başarılı uluslararası sergi organizasyonlarına imza atmış olan René Block üstlenmiştir. 4. Uluslararası İstanbul Bienali'ne dünyanın her yerinden 110'un üzerinde sanatçı katılmıştı. Bienal'in teması, sergi mekânlari ve sanatçıların seçimi ile ilgili detaylı bilgiler aşağıda yer almaktadir.

ORIENT-ATION
20. yüzyılın sonu, değişimlerin bile çok geçmeden yeni değişimlere uğradığı ve hiçbir şeyin aynı kalmadığı sürekli bir hareketlilik içindedir. Bu devingenlik içerisinde sınırlar merkeze, merkezler ise sınırlara doğru kaymaktadır. Sosyal adaletten yoksun bir ortamda tüm politik ütopyalar ve barışçıl çabalar sonuçsuz kalmıştır.

Bugüne değin denenen tüm politik ve ideolojik yöntemler başarısızlığa uğramıştır. Denenen sistemlerin başarısızlığından kaynaklanan boşluk, bir yandan çeşitli alanlardaki (din, irk, vb.) fanatikler için ideal bir ortam yaratırken, öte yandan sanatçıları ideolojilerin boyunduruğundan kurtarmıştır. Artık sanatçılar kendi bireysel sorumlulukları, kendi dilleri ve mitolojileri doğrultusunda seçtikleri malzemeler, biçimler, içerik ve bağlamlar aracılığıyla kendi alanlarını kendileri tanımlamaktadırlar. 4. Uluslararası İstanbul Bienali, dünyanin dört bir yanından gelen sanatçılara, görsel argümanlarını ve tartışmalarını sergileyecekleri ortak bir buluşma ortamı hazırlanmıştır.

İSTANBUL'DA KÜLTÜREL WORKSHOP
Avrupa'dan bakıldığında, Sao Paulo, Sidney, İstanbul, Johannesburg, Kwangju (Kore) gibi tüm genç Bienallerin belli coğrafi sınırlar içerisinde yer aldığı görülür; bu şehirlerin tümü kendilerine özgü kültürel bağlam ve gelenekleri yansıtmakta; düzenledikleri Bienallerle, her biri özel bir odak noktası olarak kültürlerarası iletişimi sağlayan merkezler oluşturmaktadırlar.

İstanbul, Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan bir kenttir. Boğaziçi iki kıtayı, farklı dinsel kavramları, iki dünya düzenini birleştirir. Boğaz'ın mavi suları Doğu ve Batı'yı (Orient ve Occident) hem birbirinden ayırmakta, hem de birleştirmektedir. Coğrafi konumunun yanısıra İstanbul, geleneğin ve modernizmin buluştuğu bir yer olarak da önem kazanır. Bizans ve Konstantiniyye'nin kültürel mirası, bugünün 14 milyonluk megalopolüyle kaynaşmıştır. Paradoksal bir dünyada ütopyalarin doğuşuna yönelik deneysel bir çalişma ortamı için İstanbul'dan daha uygun bir yer düşünülemez.

4. Uluslararası İstanbul Bienali dünyanin çeşitli ülkelerinden sanatçıları arasında; karşılıklı düşünce akışını sağlayacak özgür bir workshop ortamı oluşturmuştur.

SERGİ MEKÂNLARI
Salıpazarı-Tophane'deki Denizcilik İşletmelerine bağlı I no.'lu Antrepo; 4.Uluslararası İstanbul Bienali'nin ana sergi mekânını oluşturdu. Avrupa yakasında yer alan Antrepo, bir yandan eski İstanbul'u, öte yandan Asya'yı gören bir konumdadir. Mekâna özel tasarlanan yapıtların sergileneceği diğer alanlar ise Aya İrini Müzesi ve Yerebatan Sarnıcı olarak belirlenmiştir. Bu farklı, ama konumları açısından bağlantılı üç mekân, sergilerin gerçekleştirilmesinde eşsiz olanaklar sundukları gibi, sanata ve sanatçılara da yeni esin kaynağı sağlamıştır.

Bienal kapsamındaki özel "Fluxus" sergisi ise 14 Ekim'den itibaren AKM salonlarında yer almıştır.

SANATÇILARIN SEÇİMİ
4. Uluslarası İstanbul Bienali, Venedik ve Sao Paolo Bienalleri'nden farklı olarak, davet edilen ülkelerin ulusal katılımlarını ön plana çıkarmamıştır. İstanbul Bienali'nin Sanat Yönetmeni René Block, dünyanın çeşitli ülkelerinden bağlantı kurduğu küratörlerin de katkılarıyla, bu ülkelerin sanatçılarını Bienal'e davet etmistir. Katılan ülkelerin koordinatörleri, katalog ve tanıtım çalışmaları için gerekli materyallerin sağlanmasından, yapıtların ulaşımından, sigortalanmasından ve sergi mekânlarına yerleştirilmesinden sorumlu olmuşlardır.

Sanatçı seçiminde, Bienal'in ulusal olmayan temasını vurgulamak için, sanatlarını doğdukları ülkelerin sınırları dışında sürdüren sanatçılar üzerinde yoğunlaşılmıştır.
 

AÇILIŞ KONUŞMASI
Orient/ation: daha iyi bir dünyaya doğru.
4. Uluslararası İstanbul Bienali'ne katılan sanatçıların açıklanması dolayısıyla konuşma:

13 Eylül 1995

"Sayın başkan, baylar bayanlar, sevgili dostlar,

Benden 4. Uluslararası İstanbul Bienali'nin gidişatı ve onu oluşturan fikirler konusunda kısa bir konuşma yapmam istendi. Son haftalarda bu Bienal hakkında, sözlü ve yazılı, bir çok yanlış anlama gündeme geldiği için, bazı açıklamalarda bulunmak üzere bu firsattan memnuniyetle yararlanacağım.
 

BİENAL NEDiR VE İSTANBUL SANAT ORTAMI İÇİN NE ANLAM TAŞIYACAKTIR?
Bienal fikri bundan yüzyıl önce Venedik'te doğdu, yüzyıl kutlamaları aynı kentte bu ay içinde son buluyor. Fikri son derece basit bir yapı üzerine kuruludur: katılımında bulunmak isteyen ülkeler iki yılda bir sanatçılarını Venedik'e yollarlar, orada kendi ulusal sergi mekânlarını, yani Giardini'deki pavyonlarını kurar ve bütün masrafları karşılarlar. Fikir, uluslararası ticaret sergilerinin, Dünya sergilerinin kamuya açıldığı ve Avrupada'ki ülkelerin uluslararası bir demiryolu ağiyla birbirlerine bağlandıkları bir zamanda ortaya çıkmıştır. O tarihlerde uluslararası sanat sergileri düzenlemediğini ve böylesi alışverişler başlatmanın da bir gereksinim olduğunu unutmamalıyız.

1895'deki o ilk Bienal'den bu yana her çesitten uluslararası serginin dünyanin her yerinde sürekli ve hızlı bir biçimde yayılmaya basladığını gözlemliyoruz. Ama aynı zamanda bazı kentlerin Venedik örneğini izleyerek kendi bienallerini yarattıklarını da görüyoruz. Bunlar çoğu kere baskı, heykel ve seramik gibi sanatın çeşitli dallarıyla sınırlı. Sao paulo, Sydney, Havana, İstanbul ve henüz çok yeni Johannesburg ve Kwangju, Kore bienallerinde temeldeki Venedik Bienali fikri sadece kopyalanmakla kalmıyor ayrıca çok önemli iki açıdan da zenginleştiriliyor; Orta Avrupa dışındaki batı sanatının değişik kültürel geleneklerle buluşması ve genç sanatçılar ve uluslararası avangard için atelye işlevi görmek.

Benim görüşüme göre bu bu genç bienaller ilginç bir fenomenin yansıması: Latin Amerika, Afrika, Asya, Avustralya ve Doğu'nun yeni kazandıkları kendilerine güven kadar, bu yeni metropollerin süregidecek uluslararası bir diyalog başlatma konusundaki isteklilikleri de söz konusu.

İstanbul gibi bir kentin böyle bir diyaloğa gereksinimi var mı peki? Bunun tek cevabı olabilir: evet, var. İstanbul Türkiye'nin sanat merkezidir. Bu, geleneksel olarak, çok kültürlü potada, çok sayıda sanatçı yaşıyor ve çalışıyor. Bu sanatçılar çoğu durumda toplumdan yalıtılmış biçimde kendini gizliyerek varolan büyük bir yaratıcılık ve enerji potansiyelini temsil ediyorlar.

Fakat şurası bir gerçek ki, hiçbir modern toplum, hiçbir ulus kendi yaratıcılık potansiyelini görmezden gelerek ayakta kalamaz: yayımcısız yazarlar, küratörsüz ve sergi mekânsız sanatçılar (genellikle Çağdaş Sanat Müzesi denilen), dağımtımcısız ve salonsuz sinemacılar, dinleyicisiz besteciler kültürel kimliğin sonu demektir. Bu durum bizi sadece tüketime yönelmiş bir dünyada uygarlıklar öncesi bir duruma götürür. Dinin tutucu ruhu ile çağdaş iletişim araçlarının donukluğu arasındaki çarpışmada sadece sanatsal yaratıcılık, alternatif bir güç olarak, gelecekte toplumlarımızı kurtarabilir.

Modern bir toplumun barış, açık görüşlülük ve demokrasi yolundaki ilerlemesi son derece hassastır. Çevremizde nereye bakarsak bakalım, paradoksal bir dünyada yaşadığımız duygusuna kapılıyoruz. Herkes biliyor bu dünyanın ne kadar güzel olabileceğini ve herkes onu yoketmek için elinden geleni yapıyor; bu araba kullanmakla başlayıp savaş yapmakla biten bir süreç.

Hiç zorlanmaksızın, bu yılki bienalin başlığının, savsözünün anılması, açıklanması noktasına geldim bile.

Orient/ation, paradoksal bir dünyada sanatın görünümü.

Bu yılın Şubat ayında sergi kataloğunun tasarımcısı Esen Karol tema hakkında daha fazla bilgi almak amacıyla Sturtgart'ta beni ziyaret etti. Düşüncelerimi sözcüklerle açıklayamadığım için, ortasındaki küçük bir daireden çıkan birtakim okların değişik yönleri işaret ettiği bir eskiz çizmeye koyuldum. Ve o an aklıma gelen bir fikre uyarak onlara yön isimleri verirken yanlış bir sıra izledim. "Demek istediğim bu," dedim ve hala da bir bakıma öyle diyorum. Columbia Üniversitesi'nden Prof. Arthur C. Danto'nun katolag için yazdığı bir yazıda çizdiğim şeyin bir açıklamasını bulduğumda şaşkınlığım daha da arttı.

Kendi hesabıma, doğulu bir dünyanın sınırını teşkil eden bir noktada yapılacak bu bienale bu adı bulurken 'Orient' (doğu) kelimesinin Fransizca ce İngilizcedeki 'orienatation' ya da Almanca'daki 'Orientierung' kelimelerinin kökenini oluşturan isim olduğunu keşfetmek bana müthiş büyüleyici geldi. Bütün bu dillerde, işin coğrafi yönü olan "orien"in kaynak alınması rastlantı olamaz.

Bu başlık, bu savsöz beni sergiyi İstanbul'un bulunduğu yer, bu kentin tarihi önemi ve coğrafi konumu üzerinde yoğunlaştırmaya götürdü. Bu nedenle, "Orient/ation" konseptini rastgele değil dinamik bir konsept olarak ele alıyorum. Bu bienalin konusu, bütün bienaller gibi çağdaş sanat İstanbul bienali oldugu için de, kısmen de olsa islami kültürleriyle uğraşmış, bu nedenle de doğal olarak bu gelenekten yaralanan sanatçılar. Eserlerinde uluslararası olarak anlaşılan bir sanatsal dilin estetiğinden yararlansalar da bu gelenek eserlerinde hissediliyor. "Doğu" bu serginin merkezindeki konu olduğu için, Türk sanatçılar kadar, özellikle Türkiye'nin coğrafi komşularının sanatçılarıyla da ilgilendim: İran, Irak, Suriye, Lübnan, Makedonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Gürcistan ve Bosna savaşı dolayısıyla felç olmuş Balkan devletleri. Bu devletlerden yalnızca Slovenya, Hırvatistan, Makedonya resmi katılımcı.

İran, Irak, Suriye'nin önemli sanatçıları sanatlarını anavatanlarında dile getiremedikleri için yurtdışında yaşamaktadırlar. Bazı ülkelerin politik gerçeklerinden kaynaklanan bu sürgünde yaşama hali ve birçok sanatçının son zamanlarda kendi özgür istekleriyle göçebeliği benimsemeleri, son zamanlarda birçok tartışmanın konusu olmuştur. Bunlar yüzleşilmesi gereken fenomenler. Bu göçler göçedilen ülkelere çok olumlu bir etkide bulundular, düpedüz onların kültürel hayatlarını zenginleştiriyorlar. Kimi batı ülkeleri bu durumu kabul etti ve gereğince değerlendirdi.

Bunun sonucu olarak İngiltere, Fransa, Almanya ABD gibi devletler Bienal'e kendi sanatçılarını ve 'yabancı' sanatçıları eşit oranlarda yollayarak destek veriyorlar. Burada şuna da dikkat çekmek isterim ki, özellikle doğulu ülkelerde kadın sanatçılar çok önemli bir rol oynuyorlar. En önemli ve radikal konumlarda kadınlar var, bu Türkiyeli sanatçılar kadar İran'dan, Irak'dan ya da Filisten'den de gelen sanatçılar için de geçerli. Bienalin üzerinde duracağı bir diğer fenomen de bu.

SANATÇILAR
110 sanatçıdan 39'u kadın, neredeyse yüzde 40 oranında. Eski kuşaklar kısmen erkek ağırlıklı iken yaşları 25 ile 30 arasında değişen çok genç sanatçıların çoğunluğu kadın.

Türkiye'den 18 sanatçı davet ettim. Bunların arasında dördü yurtdışında çalışıyor, üçü ise İstanbul dışında kentlerde yaşıyor. 60'ı aşkın yüksek nitelikte başvuru yapıldı. Bienal çalışma ekibi Fulya Erdemci, Emre Baykal, ve Sabine Vogel'le birlikte birçok atelye, koleksiyon ve galeri gezdim. Bu 18 sanatçıyla ancak küçük bir gurubu sergide eserleriyle yer almaya davet edebilmiş oluyorum. Ama diğer bütün sanatçıların da düşünce ve tavir olarak sergiye katılmalarını isterim. Yüzü aşkın sanatçı ve küratörün İstanbul'u ziyaret etmesi bekleniyor. Bunlar bu kente beraberlerinde birçok yeni fikir ve esin getirecekler ve buradan da bir o kadarını götürecekler. Sergiye sanatçı davet etmek temayla ilişkili olan öznel kararlar sonucudur. Teması başka olan, diyelim ki "Sanat ve Tenoloji" temalı bir sergi için, bambaşka sanatçılar seçerdim. Diğer bütün sergiler gibi bianeller de yarışma değildir, kalitenin ölçülmesi değildir. Bu örnekte, bu seçimler üç mekânda yer alacak olan bu serginin görünümüyle ilgili olarak benim kendi hayalimde yaşattıklarımın çeşitli ülkelerden sanatçılarla nasıl buluştuğunun ortaya konulmasıdır. Yalnızca iki yıl sonra yeni bir bienal yapılacak. Bir başka küratör, bir başka tema, bir başka görünüm.

YERLER
Yer, yani serginin nereye konulacağı tema kadar önemlidir. İkisinin çakışması gerekir. Seçilen üç yer paradoksal bir dünyada sanatın görünümü kavramını yansıtmaktadır. Yerebatan Sarnıcı'nda olduğu gibi yeraltında mı çalışacağız, Aya İrini'de olduğu gibi saklanacak ve geçmişle diyaloğa devam mi edeceğiz yoksa hemen birkaç metre uzağında hayatın, çalışmanın, gemilerin yüklenip boşaltılmasının halen süregeldiği eski gümrük binasi Antrepo'da olduğu gibi değisik yönlere bir takım pencereler mi açacağız. Bu üç yer birarada akla gelebilecek en görkemli ve esinlendirici sergi mekânlarıdır. Dünya çapında benzersiz bir konum.

PORTFOLYO
Bu dünya çapında benzersiz konum, yurtdışından gelen birçok sanatçı, 18 Türk sanatçının katılımı ve Antrepo binasının hazırlanması gökten düşüvermiş bir elma değil.

Bunlar İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından karşılanacaktır ve vakfın katkıda bulunacak ortaklara ihtiyacı vardir. Bu katkıyı sağlamak amacıyla bazı sanatçılar Bienal için özel birer baskı hazırladılar. Armağan olarak. Bu baskı eserler Orient/ation baskı portfolyosunda biraraya getirilecekler. Boyutlar 70x100 cm'dir. Bu 50 adetle sınırlı olacak özel bir edisyondur. Portfolyodaki sanatçılar:

Ayşe Erkmen
Rebecca Horn
Alfredo Jaar
Ilya Kabakov
Per Kirkeby
Komar & Melamid
Jannis Kounellis
Olaf Metzel
Tatsuo Miyajima
Aydan Murtezaoğlu
Nam June Paik
Sarkis
Serge Spitzer
Rosemarie Trockel
Ken Unsworth
Lawrence Weiner
Richard Wentworth
Maaria Wirkkala

Portfolyo Bienal sırasında Antrepo'da sergilenecek ve dünya müzeleriyle kolleksiyoncularina satışa sunulacaktır.

GİRİŞ
Bayanlar, baylar, bugün size katılımları kesinleşmiş sanatçıların isimlerini bildirmekten büyük bir mutluluk duyuyoruz- bu isimlerden pek azı halen tartışmalı durumdadır. Sizlere sunulmak üzere alfabetik listeler hazırlıyoruz. Bu sanatçıların katılımları isimlerinin listelerde görünmesinden çok daha önemli. Bu yüzden -ne mutlu ki- açılışta sizleri bekleyen sürprizler eksik olmayacak.

Bir büyük sürpriz zaten 13 Ekim'de Atatürk Kültür Merkezi'nde açılmış olacak. İstanbul Goethe Enstitüsünün yeni müdürü Kurt Scharf ve Stuttgart'daki Yabanci Kültür İşleri Enstitüsü "Eine lange Geschichte mit vielen Knoten, Fluxus in Deutschland 1962-1994/ Çok düğümlü uzun bir hikaye. Fluxus Almanya'da 1962-1994" başlıklı bir sergi sunacaklar.

Bu sergi, 1962'de belki'de en çılgın sanatçı, yazar ve bestecilerin biraraya gelip, bir piyano kırarak akademik, burjuva ve ticari sanat dünyasına karşı saldırılarını başlattıkları, Frankfurt yakınlarındaki küçük alman kenti Weisbaden'de raslantı eseri olarak başlayan en radikal ve ilk uluslararası sanat harekatının konser ve performanslarının otantik, tarihsel, görsel-işitsel malzemelerini kapsamaktadır. Tarihin cilvesi sonucu bu sanatçılardan birçoğu sonradan bu yüzyılın ikinci yarışını en çok etkileyen sanatçılar olacaktır: Joseph Beuys, George Brecht, John Cage, Nam June Paik.

Stuttgart'daki Yabancı Kültür İşleri Enstitüsü için son olarak küratörlüğünü yaptığım bu serginin Almanya dışında ilk sergilenişinin burada İstanbul'da olması beni son derece mutlu etmektedir."
 

Mekânlar

Sergi Mekânları


ANA SERGİ
Antrepo I
(Salıpazarı-Tophane'de eski gümrük deposu)

ÖZEL PROJELER
Yerebatan Sarnıcı
Aya İrini Müzesi

ÖZEL FLUXUS SERGİSİ
Atatürk Kültür Merkezi Sanat Galerisi
 

Sanatçılar

Katılan Sanatçılar:


Ken Unsworth - Avustralya
Mikala Dwyer - Avustralya
Rosemary Laing - Avustralya
Anne Schneider - Avusturya
Maria Lassnig - Avusturya
Romuald Hazoumé - Benin
Jusuf Hadzifejzovic - Bosna-Hersek
Sanjin Jukic - Bosna-Hersek
Nusret Pasic - Bosna-Hersek
Fernanda Gomes - Brezilya
Luchezar Boyadjiev - Bulgaristan
Nedko Solakov - Bulgaristan
Pravdoliub Ivanov - Bulgaristan
Carlos Montes de Oca - Sili
Goran Petercol - Hirvatistan
Osvaldo Yero Montero - Küba
Alexis Leyva Machado (Kcho) - Küba
Per Kirkeby - Danimarka
Björn Norgaard - Danimarka
Kirsten Ortwed - Danimarka
Jyrki Siukonen - Finlandiya
Maaria Wirkkala - Finlandiya
Henrietta Lehtonen - Finlandiya
Ghada Amer - Fransa
Gilles Barbier - Fransa
Mohammed El Baz - Fransa
Osman Dinç - Fransa
Jean-Baptiste Bruant - Fransa
Sophie Calle - Fransa
Sarkis - Fransa
Pierrick Sorin - Fransa
Ben Vautier - Fransa
Reza Farkhondeh - Fransa
Raymond Hains - Fransa
Stéphane Magnin - Fransa
El Loko - Almanya
Olaf Metzel - Almanya
Milovan De Stil Markovic - Almanya
Hermann Pitz - Almanya
Sigmar Polke - Almanya
Yufen Qin - Almanya
Karin Sander - Almanya
Joseph Beuys - Almanya
Marcel Broodthaers - Almanya
Rosemarie Trockel - Almanya
Iskender Yediler - Almanya
Adem Yilmaz - Almanya
Jinshi Zhu - Almanya
Maria Eichhorn - Almanya
Rolf Julius - Almanya
Igor Kopystiansky - Almanya
Svetlana Kopystiansky - Almanya
Rebecca Horn* - Almanya
Tiong Ang - Hollanda
Marina Abramovic - Hollanda
Tom Claassen - Hollanda
Suchan Kinoshita - Hollanda
Job Koelewijn - Hollanda
Roy Villevoye - Hollanda
Balazs Beöthy - Macaristan
Finnbogi Pétursson - Izlanda
Zvi Goldstein - İsrail
Micha Ullman - İsrail
Jannis Kounellis - İtalya
Maurizio Nannucci - İtalya
Noritoshi Hirakawa - Japonya
Shigeko Kubota - Japonya
Tatsuo Miyajima - Japonya
Duck-Hyun Cho - Kore
Nam June Paik - Kore
Snieguole Michelkeviciute - Litvanya
Zaneta Vangeli - Makedonya
Diego Medina - Meksika
Björn Sigurd Tufta - Norveç
Jaroslaw Kozlowski - Polonya
Anna Myca - Polonya
Euroartisti Bucharest - Romanya
Joze Barsi - Slovenya
William Kentridge - Güney Afrika
Carles Santos - İspanya
Ulf Rollof - İsveç
Markus Raetz - İsviçre
Montien Boonma - Tayland
Füsun Onur - Türkiye
Kemal Önsoy - Türkiye
Selim Birsel - Türkiye
Fatma Binnaz Akman - Türkiye
Hakan Akçura - Türkiye
Hüseyin B. Alptekin - Türkiye
ve Michael D. Morris - Türkiye
Hale Tenger - Türkiye
Handan Börüteçene - Türkiye
Arzu Çakir - Türkiye
Cengiz Çekil - Türkiye
Esra Ersen - Türkiye
Ayse Erkmen - Türkiye
Aydan Murtezoglu - Türkiye
Murat Isik - Türkiye
Gülsün Karamustafa - Türkiye
Mat Collishaw - İngiltere
Ceal Floyer - İngiltere
Joy Gregory - İngiltere
Zaha Hadid - İngiltere
Mona Hatoum - İngiltere
Richard Wentworth - İngiltere
Abigail Lane - İngiltere
Rachel Whiteread - İngiltere
Shirazeh Houshiary - İngiltere
Anish Kapoor - İngiltere
Barbara Bloom - ABD
Serge Spitzer - ABD
Lawrence Weiner - ABD
Bruce Nauman - ABD
Shirin Neshat - ABD
Tony Oursler - ABD
Fariba Hajamadi - ABD
Ilya Kabakov - ABD
Alfredo Jaar - ABD
Komar & Melamid - ABD
 

Paneller

Paneller - ORIENT/ATION
 

Bienal çerçevesinde düzenlenen panellerde Bienal sloganının ortaya koyduğu sorunsal tartışılmıştır. ORIENT/ATION bir yandan köken sorununu yeniden gündeme getirirken -ki bu "köken" her zaman Batı'nın kendi kimliğine dair sorgulamasında belirlediği Doğu (Orient) kavramı olmuştur- diğer yandan yönelimlere, arayışlara gönderme yapmaktadır.

Bugün sanat, her zamankinden daha yoğun bir şekilde köken sorusunu sormakta. Bir bakıma "gerçeği" kaybeden sanat eseri, öncelikle kendi sanatsal kökenini sorgulamakta ve bu yolla gerçekle yeni (ve non-referential) bir ilişkinin yollarını açmaya çalışmaktadır. Ama köken sorununu yalnızca sanatın kendi içinde bir arayış olarak düşünmek yanlış olur. Köken kimlikleri belirleyen -ki bu sanatsal, kişisel, toplumsal kimlikler olabilir - çıkış noktasıdır, başlangıçtır, dolayısıyla "ilk" olandır. Kimliğin, kimlik olabilmek için geri dönüp geldiği, ve bu geri dönüşte kendini bulduğu ve beslendiği kaynaktır. Batı, kendi tarihini yazarken, diğer bir deyişle kendi kimliğini oluştururken her zaman Doğu'dan başlamış, Doğu'yu başlangıcı ve kökeni olarak düşünmüştür. Romantisizim'le yeni bir anlam kazanan Eski Yunan'a dönüş Batı'ya Batı'nin kökenindeki Doğu'yu - Batı'nın kimliğini oluştururken gözardı etmek zorunda olduğu Doğu'yu - hatırlatmıştır. Bu Doğu, edebiyat ve görsel sanatlarda yabancı, kaos ve akıl dışıyla temsil edilmiştir. Kimliğin kapalı ekonomisi içine girmeyen bu Doğu bugün hala Batı'nin gizemli Kökeni olarak düşünülmektedir. Batı'nın kökeni addedilen bu Doğu Doğu'nun kendisi midir? Ya da bu "kendisi" kavramı zaten bizi Batı'nin kimliğe dayalı söyleminin içine yollamıyor mu? Batınınkine benzer bir kimlik oluşturma çabası, tarih yazma çabası Doğu'ya ne kaybettirir? Bütün bu sorular ve sorunsallar bağlamında düşündüğümüzde, köken sorusunu sorarken, sanat, aslında kimliğe dair olanı da sorgulamaktadır.

Yirminci yüzyılın sonunda, her tür Aydınlanma projesinin iflasının ardından gelinen yer, mutlak bir başlangıç noktasının bulunamayacağı, kimliği temellendirecek her mutlak köken arayışının, merkezi, ve tek sesli bir baskı rejiminde son bulacağıdır. Bu durumda, kimlik sorunu, mutlak bir kökenle temellendirilmiş bir kendini bulma olarak değil de, kimliklerin sorgulanması ve yeniden değerlendirilmesi olarak düşünülmelidir. Kimlik "diğeri"yle olan ilişkide ortaya çıkar ve köken her zaman yabancıdır.

Bu temelde düşündüğümüzde ORIENT/ATION sloganı, köken, kimlik ve diğeri ile olan ilişkinin sanatın sorunsalı olarak yeniden ortaya konmasını öneriyor ve kökene yönelmenin, mutlak bir kimliğin arayışı olarak değil, başkasına açılmanın ve baskasıyla ilişkiye girmenin yegane yolu olduğunu söylüyor.